Koronavirüs Nedeniyle 65 ve Üzeri Yaşta Bulunan Vatandaşlara Getirilen Kısıtlamaların Hukuka Aykırılığı

Herkesçe malum olduğu üzere insanlık koronavirüs tehdidi altındadır. Koronavirüs salgınının insanların yaşamını tehdit etmesinin ve tüm yaş gruplarındaki insanların sosyal hareketliliğinin koronavirüsün yayılmasını hızlandırmasının özellikle 65 ve üzeri yaşta bulunan kişilerin hayatlarını kaybetme riskini yükselteceği ve bu durumun toplum sağlığının ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına neden olacağı gerekçeleriyle sosyal hareketliliği ve kişiler arası teması azaltmak, sosyal izolasyonu sağlamak amacıyla 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlar için İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan genelgelerle bir takım kısıtlamalar getirilmiştir.

İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan genelgelerle önce 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların sokağa çıkmaları ve ikametten ayrılmaları kısıtlanmıştır. Daha sonra kısıtlama biraz esnetilmiş ve sırasıyla; 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların Seyahat İzin Belgesi alarak en az bir ay kalmak şartı ile tek yönlü olarak istedikleri yerleşim yerlerine gidiş izni verilmiş, sonra 65 ve üzeri yaşta bulunan bazı vatandaşların sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tutulacağı belirtilmiş, daha sonra 65 yaş ve üzeri vatandaşların sokağa çıkma kısıtlaması esnetilmiş ve her gün saat 10.00 - 20.00 saatleri arasında sokağa çıkabilmelerine karar verilmiş ve son olarak 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların "Turizm Amaçlı Seyahat Belgesi" alarak istedikleri yerleşim yerlerine gidebilecekleri belirtilmiştir. Özetle gelinen aşamada 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlar yalnızca 10.00-20.00 saatleri arasında sokağa çıkabilmekte ve yalnızca izin alarak şehirlerarası seyahat edebilmektedirler.

Ancak İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan genelgelerle ve sonra Valiliklerin İl Hıfzıssıhha Kurulları tarafından alınan kararlarla uygulanan bu kısıtlamaların hukuka uygunluğu tartışma konusu olmuştur. Nitekim 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlara uygulanan kısıtlamalar eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmekte ve Anayasa ile güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği ile seyahat ve yerleşme hürriyeti gibi bir takım temel hak ve hürriyetleri ihlal etmektedir.

 

1-         Genelgelerin Anayasaya Aykırılığı

 

1.1.      Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında Anayasa m.13'teki şartlara uyulmamıştır.

 

Anayasanın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin hangi şartlarla sınırlandırılacağı belirtilmiştir. Bu maddeye göre "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

 

1.1.1.    Sınırlamalar kanunla yapılmamıştır.

 

Yukarıda Anayasanın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Oysa 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlar için getirilen kısıtlamalar kanunla değil genelge ile yapılmıştır. Bu bakımdan genelgeler kanunla sınırlandırma şartına aykırıdır. Her ne kadar genelgelerde İl İdaresi Kanununun 11/C maddesi ve Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 27. ve 72. maddeleri uyarınca valiliklerin karar alması gerektiği belirtilse de aşağıda detaylı olarak açıklanacağı üzere genelgeler belirtilen kanın maddelerine de aykırılık taşımaktadır.

 

1.1.2.   Sınırlamalar ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

 

Anayasanın 13. maddesinde sınırlamaların ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Ölçülülük Anayasa hukuku ve insan hakları hukuku bakımından temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile sınırlamada kullanılan araç arasındaki ilişkiyi yansıtmaktadır. Bir başka deyişler ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkarak bu amaca ulaşmak için seçilen aracın denetlenmesidir. (Sibel İnceoğlu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa, İstanbul, Beta Yayınevi, 2013, s.38)

 

Anayasa Mahkemesi ölçülülük ilkesinin açıklanmasında daha çok orantılılığı esas almakta ve orantılılığı "araç ile amaç arasındaki mantıki bağ", "adaletli ve kabul edilebilir denge", "makul ve kabul edilebilir ölçü", "amaç ve sınırlama arasında büyük ölçüsüzlük" "sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil denge", "amaç ile araç arasındaki makul ölçü",  "yapılan sınırlamayla sağladığı yarar arasında hakkaniyete uygun denge" gibi ifadelerle açıklamaktadır. (Sibel İnceoğlu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa, İstanbul, Beta Yayınevi, 2013, s.42) 

          

Koronavirüs salgınının insan sağlığı açısından çok büyük risk oluşturduğu, dünyada ve ülkemizde çok fazla can kaybına neden olduğu, kamu sağlığı açısından çok büyük tehlike oluşturduğu, salgının yayılmasının hayatı pek çok yönden olumsuz etkilediği muhakkaktır. Salgının yayılmasının önlenmesi için sosyal izolasyonun sağlanması ve temasın azaltılması gerektiği, bunun toplum sağlığının ve kamu düzeninin sağlanması bakımından elzem olduğu da açıktır. Yine koronavirüsün yaşlılarda daha ciddi sonuçlar doğurduğu, hayatlarını kaybetme risklerinin de çok yüksek olduğu bilinen bir gerçektir. Bu nedenle yaşlı vatandaşların salgından korunması gerektiği konusunda bir şüphe bulunmamaktadır. Ancak kamu düzeninin sağlanması ve toplum sağlığının korunması için gerekli önlemler alınırken temel hak ve hürriyetler hukuka aykırı olarak sınırlandırılmakta ve bu sınırlamalarda ölçülülük ilkesi aşılmaktadır. 

           

Öncelikle alınan tedbirlerle virüsün yayılma hızının azaltılması amacı güdülüyorsa da, 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların virüsün yayılması noktasında genç vatandaşlardan bir farkı bulunmamaktadır. 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların virüsü daha fazla yayması gibi bir durum söz konusu değildir. Burada amaç yaşlı vatandaşların hastalığa yakalanması durumunda hayatını kaybetme risklerinin daha fazla olması nedeniyle yaşlı vatandaşların korunmasıdır. Kısacası amaç toplumun yaşlılardan değil, yaşlıların toplumdan korunmasıdır. Ancak 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlar yaşlarının getirdiği tecrübe ile kendilerini koruyabilecek bilinçte ve kendi önlemlerini kendileri alabilecek durumdadırlar.

           

65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlar 08.00 - 22.00 saatleri arasında hiçbir kısıtlama olmaksızın her yere girebilmekte, AVM'ler, restoranlar, cafeler gibi kalabalık ortamlarda bulunabilmekte, toplu taşıma araçlarını kullanabilmekte, düğün gibi kalabalık organizasyonlara katılabilmektedirler. Virüsün kalabalık ortamlarda daha hızlı yayıldığı bilgisi ışığında; günün en kalabalık ve hareketli olduğu saat aralığında hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan sokağa çıkmak serbest iken, sakin ve tenha olan 22.00 - 08.00 saatleri aralığında sokağa çıkma kısıtlaması araç ile amaç arasında mantıki bir bağ olmadığını, yapılan sınırlamayla sağlanan yarar arasında hakkaniyete uygun bir denge olmadığını göstermektedir.

           

65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların şehirler arası seyahatlerde izne tabi tutulmaları da seyahat hürriyetinin kısıtlanması açısından ölçülülük ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Nitekim 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların günün belirli saatlerinde hiçbir kısıtlama olmadan her şeyi yapabilmelerine ve virüsün yayılmasında diğer yaş gruplarından farklı bir etkileri bulunmamasına rağmen örneğin özel araçlarıyla hiç kimseyle temasta bulunmadan başka bir şehre yolculuk etmesi için izne tabi tutulması amaç ile araç arasında makul ve kabul edilebilir bir ölçü bulunmadığını göstermektedir.

           

Korona virüsün ülkede baş gösterdiği ilk dönemlerde idare tarafından pek çok tedbir alınmış, hafta sonları sokağa çıkma kısıtlamaları getirilmiş, avmler, restoranlar, mağazalar, cafeler gibi tüm işletmeler kapatılmış, düğün asker uğurlama gibi toplu organizasyonlar yasaklanmış, toplu taşımalarda yolcu sınırlaması getirilmiş ancak tüm bu kısıtlamalar virüsün yayılma hızının azaldığı gerekçesiyle kaldırılmıştır. Virüsün çok daha hızlı yayılabileceği, sosyal izolasyonun sağlanamayacağı, kamu sağlığını çok daha fazla etkileyebilecek bu faaliyetlere izin verilirken 65 ve üzeri yaşta bulunanlara getirilen kısıtlamalar, sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil dengenin olmadığını göstermektedir.

 

1.2       Genelgeler eşitlik ilkesine aykırıdır.

 

Genelgelerle 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlara özel kısıtlamalar getirilmesi Anayasanın 10. maddesinde belirtilen eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

 

Anayasa Mahkemesi eşitlik kavramını, herhangi bir nesnel ve makul dayanağı olmaksızın aynı durumdaki bireylere farklı muamelede bulunulmamasına ilişkin gereklilik olarak açıklamaktadır. (AYM, Aziz Turhan Kararı, B. No. 2012/1269, 08.05.2014, para 38, Ulaş Karan, Bireysel Başvuru Kararlarında Ayrımcılık Yasağı ve Eşitlik İlkesi, www.anayasa.gov.tr)

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre de bir muameledeki farklılık, nesnel ve makul bir haklılığa sahip değilse, başka bir deyişle meşru bir amaç izlemiyorsa veya kullanılan araçlar ile gerçekleştirilmek istenen amaç orantılı değilse, ayrımcılık söz konusudur. (Ulaş Karan, Bireysel Başvuru Kararlarında Ayrımcılık Yasağı ve Eşitlik İlkesi)

 

Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere genelgelerde hastalığın yayılmasının önlenmesi ve risk grubunda olan yaşlı vatandaşların korunması için tedbirlerin alındığı belirtilmektedir. Ancak alınan tedbirler yazılı amaçlara hizmet etmemektedir.

Şöyle ki,

 

Öncelikle 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların hastalığın yayılması konusunda diğer yaş gruplarındaki vatandaşlara göre daha fazla katkısı olduğuna dair bilimsel bir veri yoktur. Aksine Dünya Sağlık Örgütünün açıklamalarında hastalığa yakalanmaları durumunda belirti göstermediklerinden gençlerin hastalığın yayılmasında daha fazla rol oynadıkları belirtilmektedir. Bununla birlikte 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların hastalığa yakalanmaları halinde yüksek risk altında olacaklarının bilinci  ve yaşın getirdiği olgunluk ve tecrübe ile daha düşük yaşta bulunan kişilere göre hastalığın yayılmasını engelleyecek olan maske takma mesafeyi koruma gibi tedbirlere uyma konusunda daha titiz davranacakları da izahtan varestedir.

 

Hal böyle iken hastalığın yayılmasının önlenmesinden bahisle 65 ve üzeri yaşta bulunanlara getirilen fazladan kısıtlamaların nesnel ve makul bir haklılığa sahip olduğu söylenemez.

 

İkinci olarak ifade etmek gerekir ki 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların hastalığa yakalanmaları halinde diğer yaş gruplarına göre daha fazla risk taşıyacak olmaları nedeniyle özel olarak korunmaları gerektiriyorsa da bu koruma hak ve özgürlükler kısıtlanarak yapılamaz. Anayasada eşitliği sağlamak ve zayıf durumda olanları korumak amacıyla yalnızca pozitif ayrımcılığa cevaz verilmiştir. Ancak hak ve özgürlüklerin kısıtlanması pozitif değil negatif bir ayrımcılıktır olup eşitliği sağlayıcı bir yönü de bulunmamaktadır. 

 

Bundan başka bilindiği üzere Türk toplumuna ataerkil bir aile yapısı hakim olup toplumun büyük bir kesimi geleneksel geniş aile yapısını devam ettirmektedir. Bu kapsamda 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlar çocuklarıyla, torunlarıyla aynı evi paylaşmaktadırlar. Aynı evi paylaşmasalar dahi aile kültürü gereği birbirleriyle sıklıkla görüşmektedirler. Bu nedenle 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlar evde otursalar dahi sürekli dışarıyla temas halinde olan genç aile üyeleriyle etkileşim halindedirler. Böyle bir aile yapısının hakim olduğu toplumda getirilen bu kısıtlamalar risk grubunda sayılan 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşları koruma amacına hizmet etmemektedir.

 

Özetle kısıtlamalar meşru bir amaç izlemediğinden ve kullanılan araçlar ile gerçekleştirilmek istenen amaç hem birbirine uygun hem de orantılı olmadığından açıkça bir ayrımcılık söz konusudur.

 

Ayrıca getirilen kısıtlamalar yaşlı vatandaşları koruma amacına hizmet etmediği gibi toplumda da yaşlı vatandaşlara ayrımcı muamele oluşmasına neden olmaktadır. Bu kısıtlamalar ile 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlar toplum dışına itilmekte ve toplumla bağı kesilmektedir. 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların farklı düzenlemelere tabi tutulması sonucu toplumda sanki hastalığı yaşlılar yayıyormuş gibi yanlış bir algı oluşmakta ve yaşlıların toplum içerisinde kötü muamele görmesine neden olmaktadır.

 

Tüm bu belirtilen nedenler göz önüne alındığında 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlara getirilen kısıtlamalar eşitlik ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

 

2-           Genelgelerin Dayanak Kanunlara Aykırılığı

Yukarıda Anayasa gereği temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlandırılabileceğini ve bu nedenle genelgelerin bu şartı sağlamaması nedeniyle iptal edilmesi gerektiğini belirtmiştik. Her ne kadar İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan genelgelerde Valiliklerin/Kaymakamlıkların İl İdaresi Kanunu 11/C ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunun 27 ve 72 maddeleri uyarınca gerekli kararların alınması gerektiği belirtilmişse de getirilen kısıtlamalar belirtilen kanun maddelerine de aykırıdır. Şöyle ki;

2.1         Umumi Hıfzıssıhha Kanununa aykırılık.

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu m.27'de "Umumi hıfzıssıhha meclisleri mahallin sıhhi ahvalini daima nazarı dikkat önünde bulundurarak şehir ve kasaba ve köyler sıhhi vaziyetinin ıslahına ve mevcut mahzurların izalesine yarayan tedbirleri alırlar. Sâri ve salgın hastalıklar hakkında istihbaratı tanzim, sari ve içtimai hastalıklardan korunmak çareleri ve sıhhi hayatın faideleri hakkında halkı tenvir ve bir sari hastalık zuhurunda hastalığın izalesi için alınan tedbirlerin ifasına muavenet eylerler." denilmektedir.

Kanunun 27. maddesinde Umumi Hıfzıssıhha Meclislerinin sağlık durumunun düzeltilmesi için gerekli tedbirleri alabileceği ve alınan tedbirlerin ifasına yardım edeceği belirtilmişse de sokağa çıkma kısıtlaması, seyahatin izne tabi tutulması gibi temel hak ve hürriyetleri ağır ve genel bir şekilde sınırlandıran bir tedbir, bu hükme dayanarak alınamaz. Nitekim hürriyet asıl, sınırlama istisnadır ve istisnaların da dar yorumlanması gerekir.  Yasakların ayrıca ve açıkça konulması gerekmektedir. (Kemal Gözler, “Korona Virüs Salgınıyla Mücadele İçin Alınan Tedbirler Hukuka Uygun mu? (2)” www.anayasa.gen.tr/korona-2.htm (Yayın Tarihi: 6 Temmuz 2020)) Dolayısıyla bu madde gerekçe gösterilerek temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması anayasanın sözüne ve ruhuna aykırıdır.

           

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu m.72'de "57 nci maddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:

 1 - Hasta olanların veya hasta olduğundan şüphe edilenlerin ve hastalığı neşrü tamim eylediği tetkikatı fenniye ile tebeyyün edenlerin fennen icap eden müddet zarfında ve sıhhat memurlarınca hanelerinde veya sıhhi ve fenni şartları haiz mahallerde tecrit ve müşahede altına vaz'ı.

 2 - Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.

 3 - Eşhas, eşya, elbise, çamaşır ve binaların ve fennen intana maruz olduğu tebeyyün eden sair bilcümle mevaddın fenni tathiri.

 4 - Hastalık neşreden haşarat ve hayvanatın itlafı.

 5 - Memleket dahilinde seyahat eden eşhasın icap eden mahallerde muayenesi ve eşyalarının tathiri.

 6 - Hastalığın sirayet ve intişarına sebebiyet veren gıda maddelerinin sarf ve istihlakinin men'i.

 7 - Dahilinde sari ve salgın hastalıklardan biri zuhur eden umumi mahallerin tehlike zail oluncaya kadar set ve tahliyesi."

 

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu m.57'de ise  "Kolera, veba (Bübon veya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayi tiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi - paratifoit humması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı, çiçek, difteri (Kuşpalazı) - bütün tevkiatı dahi sari beyin humması (İltihabı sahayai dimağii şevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusa humması (Hummai nifası) ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummai racia ve malta humması hastalıklarından biri zuhur eder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vuku bulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüphe olunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak'ayı haber vermeğe mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafından ısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı da mecburidir."

           

Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 72’nci maddesinin sadece “57’nci maddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiği takdirde” uygulanabileceği belirtilmiştir. 57. Maddede ise hastalıklar sınırlı sayıda belirtilmiş olup bunların arasında koronavirüs yoktur. Bu nedenle bu madde ile koronavirüs kapsamında tedbir alınması mümkün değildir.

           

Kaldı ki 72. Maddede hasta olanların veya hasta olduğundan şüphe edilenlerin ve hastalığı herkese yaydığı anlaşılanların veya bunu beyan edenlerin bilimsel olarak gereken sürede sağlık memurlarınca evlerinde veya bilimsel ve sağlık şartları içeren yerlerde sağlık memurlarınca gözlem ve bakım altına alınmasına karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu nedenle hasta olmayanların, hasta olduğundan şüphe edilmeyenlerin ve hastalığı yaydığı tespit edilmeyen kişilere bu madde uygulanamayacağından 65 ve üzeri yaşta bulunan tüm vatandaşlara külli olarak bir kısıtlama getirilmesi mümkün değildir.

2.2       İl İdaresi Kanununa aykırılık.

İl İdaresi Kanunu m.11/C'ye göre "İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır."

           

Genelgelerde bu maddeye atıf yapılmışsa da maddede sokağa çıkma kısıtlaması getirilebileceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır. Maddede genel ibarelerin yer alması temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılabileceği anlamına gelmemektedir. Zira temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırıldığı her durumda dar yorum yapılması gerekir. Bu madde kapsamında alınan tedbirlerin temel hak ve hürriyetleri ihlal etmemesi gerekir. Nitekim temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılabilmesi için Anayasa madde 13 uyarınca açık bir kanun maddesinin olması ve sınırlandırmanın Anayasanın ilgili maddesindeki sebeplere dayanması gerekir. (Kemal Gözler, “Korona Virüs Salgınıyla Mücadele İçin Alınan Tedbirler Hukuka Uygun mu? (2)” www.anayasa.gen.tr/korona-2.htm (Yayın Tarihi: 6 Temmuz 2020))

Yukarıda izah edildiği üzere 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşların belirli saatlerde sokağa çıkmasının kısıtlanması ve şehirlerarası seyahatlerinin izne tabi tutulması kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile seyahat hürriyetini ihlal etmektedir. Anayasada temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ancak belirli şartlar dahilinde olabilmekteyse de gerek sınırlandırmanın kanunla yapılmamış olması gerek de sınırlandırmalarda ölçülülük ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle Anayasanın 13. Maddesine aykırı davranılmıştır. Ayrıca bu genelgeler nedeniyle 65 ve üzeri yaşta bulunan vatandaşlar nesnel ve makul haklılığa sahip olmaksızın farklı muamelelere tabi tutulmakta, toplum dışına itilmekte ve eşitlik ilkesi zedelenmektedir. Neticede genelgeler ile temel hak ve hürriyetlerin anayasaya ve yasalara aykırı bir şekilde kısıtlandığı açıkça ortadadır.

Avukat Büşra Kaygusuz

Kaynakça

  • Kemal Gözler, “Korona Virüs Salgınıyla Mücadele İçin Alınan Tedbirler Hukuka Uygun mu? (2)” www.anayasa.gen.tr/korona-2.htm (Yayın Tarihi: 6 Temmuz 2020)

  • Sibel İnceoğlu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa, İstanbul, Beta Yayınevi, 2013

  • AYM, Aziz Turhan Kararı, B. No. 2012/1269, 08.05.2014, para 38, Ulaş Karan, Bireysel Başvuru Kararlarında Ayrımcılık Yasağı ve Eşitlik İlkesi, www.anayasa.gov.tr

 

© 2003 Kandemir & Partners Law Firm